Ekonomist Mahfi Eğilmez, fon krizinin nedenlerinin henüz bütün yönleriyle bilinmediğini belirterek, incelemenin denetim mekanizmasına odaklanması gerektiğini vurguladı. Eğilmez’e göre yanıtlanması gereken temel soru, denetimin yetersiz kalıp kalmadığı ya da sorunlar tespit edildiği halde zamanında harekete geçilip geçilmediği.
Finansal krizlerin yalnızca ekonomi kitaplarıyla değil, eski öyküler üzerinden de anlaşılabileceğini kaydeden Eğilmez; İkarus, Pandora’nın kutusu, Babil Kulesi, Kobra etkisi ve Devekuşu etkisini finansal sistemlerdeki riskleri açıklamak için örnek gösterdi.
“Risk, risk olarak görülmemeye başladı”
Eğilmez, İkarus’un babasının uyarılarına rağmen güneşe fazla yaklaşmasını aşırı güven ve kontrolsüz risk iştahıyla ilişkilendirdi. Piyasalar yükselirken yatırımcıların daha fazla risk almayı makul görmeye başladığını belirten Eğilmez, denetim mekanizmasına duyulan güvenin de yatırımcıların risklerin kontrol altında olduğunu düşünmesine yol açabileceğini ifade etti.
Eğilmez’e göre tehlike, yalnızca risk alınması değil, alınan riskin artık risk olarak görülmemesi.

Güven kaybı başka piyasalara yayılabilir
Pandora’nın kutusu benzetmesiyle finansal sistemde güven kaybının yayılma etkisine dikkat çeken Eğilmez, piyasaların birbirine bağlı yapısının bir fondaki sorunların başka fonları ve piyasaları etkileyebilmesine neden olabileceğini belirtti. Krizlerde kaybedilenin yalnızca para olmadığını vurgulayan Eğilmez, güvenin yeniden tesis edilmesinin zararı telafi etmekten daha uzun sürebileceğini kaydetti.
Finansal yapıların fonlar, borçlanmalar, türev ürünler ve başka araçlarla giderek karmaşık hale gelmesinin risklerin görülmesini zorlaştırdığını belirten Eğilmez, farklı aktörlerin aynı yapıda farklı riskler görebileceğine işaret etti. Ona göre asıl tehlike, herkesin kendi açısından doğru bir değerlendirme yaparken bütün sistemin taşıdığı riski gözden kaçırması.
Kuralların teşvik ettiği davranışlar da önemli
Eğilmez, Kobra etkisi örneğiyle düzenlemelerin yalnızca yasakladıklarının değil, teşvik ettikleri davranışların da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bir riski azaltmak amacıyla konulan kuralın başka bir davranışı teşvik ederek yeni riskler yaratabileceğini belirten Eğilmez, “Kural var mı?” sorusunun yanında, kuralların piyasa aktörlerini nasıl davranmaya yönelttiğinin de sorulması gerektiğini vurguladı.
İzlanda örneği: Sorunu görmek yetmiyor
Denetim ile harekete geçme arasındaki farka da dikkat çeken Eğilmez, İzlanda’nın 2000’li yıllardaki bankacılık sistemini örnek verdi. Ülkenin üç büyük bankasının toplam varlıklarının 2007 sonunda gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık dokuz katına ulaştığını belirten Eğilmez, kırılganlıklara ilişkin uyarı ve denetim tartışmalarına rağmen büyümenin yarattığı risklerin yeterince sınırlandırılamadığını kaydetti. Küresel finans krizinin ardından üç büyük bankanın kısa sürede çöktüğünü hatırlattı.
Eğilmez’e göre finansal sistem büyürken denetim ve risk yönetimi kapasitesinin de aynı ölçüde güçlendirilmesi gerekiyor. Fon krizinde ise yalnızca ne olduğunun değil, hangi risklerin alındığının, bunların neden zamanında görülmediğinin ve tespit edildiyse neden müdahale edilmediğinin de araştırılması gerektiğini belirtiyor.
Eğilmez, değerlendirmesini şu noktaya bağlıyor: Finansal sistemlerde önemli olan yalnızca denetim yapmak değil, denetimin ortaya çıkardığı sonuçlara göre önlemleri zamanında ve eksiksiz biçimde almak.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı
SAVUNMA GAZETESİ