Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı’nda Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin mevcut görünümü kapsamlı şekilde ele alındı. ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, dezenflasyon sürecinin sanayi üzerindeki baskılarına dikkat çekerek, “Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz” mesajı verdi. Ardıç, sanayicilerin yeni yatırım yapmaktan önce mevcut üretim yapılarını nasıl ayakta tutabileceklerinin hesabını yaptığını belirterek, Türkiye’nin sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Ankara Sanayi Odası Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, ASO Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantının ana gündemini Türkiye ekonomisindeki gelişmeler, sanayicilerin finansman sorunları, küresel sanayi politikalarındaki değişim, teşvik sistemi, ihracat, Ankara sanayisinin dönüşümü ve NATO’nun yeni savunma tedarik düzeninin oluşturduğu belirtildi.
ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, toplantının açılışında yaptığı konuşmada Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü değerlendirirken, dezenflasyon programının üretim ve ihracat üzerindeki etkilerinin dikkatle ele alınması gerektiğini vurguladı.
Ardıç, Türkiye’nin fiyat istikrarını sağlama hedefinden vazgeçmemesi gerektiğini ancak bu sürecin üretim kapasitesini zayıflatacak bir noktaya taşınmaması gerektiğini belirterek, “Dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine izin veremeyiz. Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken üretim istikrarını kaybetmemeliyiz” dedi.

Küresel sanayi politikalarında yeni dönem
Konuşmasında dünyadaki sanayi politikalarının geçirdiği dönüşüme de dikkat çeken Ardıç, ülkelerin artık yalnızca düzenleyici rol üstlenmediğini, stratejik sektörlerde doğrudan yatırımcı, finansör ve yönlendirici olarak sahaya indiğini ifade etti.
IMF tarafından temmuz ayında yayımlanan “Stratejik Sektörlerde Sanayi Politikası ve Ticaret Gerilimleri” çalışmasına işaret eden Ardıç, küresel rekabette stratejik teşvikler, uzun vadeli finansman ve kamu alımlarının giderek daha önemli araçlar haline geldiğini söyledi.
Savunma sanayii, siber güvenlik, uydu ve radar sistemlerinin ulusal güvenlik açısından; yarı iletkenler, yapay zekâ, robotik ve kuantum teknolojilerinin ekonomik ve teknolojik üstünlük açısından; batarya, elektrikli araç, güneş paneli ve hidrojen teknolojilerinin ise enerji dönüşümü açısından stratejik önem taşıdığını belirtti.
Ardıç, ülkeler arasındaki rekabetin artık yalnızca daha fazla üretim ve ihracat yapmak üzerinden şekillenmediğini vurgulayarak, geleceğin kritik teknolojilerini geliştirme ve bu teknolojilerin üretim altyapısını ülkede tutma kapasitesinin belirleyici hale geldiğini ifade etti.
“Teşvik sisteminde artık nereye veriyoruz sorusunu sormalıyız”
Çin örneğinin stratejik sanayi politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından önemli olduğunu belirten Ardıç, Türkiye’nin de kendi üretim yapısına ve finansman koşullarına uygun özgün bir sanayi politikası oluşturması gerektiğini söyledi.
Çin’in kritik ara malı ve teknoloji üreten orta ölçekli firmaları destekleyen “Küçük Devler” programına dikkat çeken Ardıç, kamu finansmanı, vergi avantajları, ihracat destekleri ve kamu yatırımlarıyla firmaların küresel tedarik zincirlerinde güçlü aktörler haline getirildiğini ifade etti.
Ardıç, Türkiye’de destek sisteminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Destek sistemini yeniden kurarken artık ‘ne kadar veriyoruz?’ sorusundan önce, ‘nereye veriyoruz?’ sorusunu sormalıyız” dedi.
Teşviklerin tüm işletmelere aynı ölçüde dağıtılmasının yerine stratejik alanların belirlenmesi ve teknoloji geliştirme, verimlilik, ihracat, yerlileştirme ve nitelikli istihdam kapasitesi bulunan firmaların uzun vadeli ve performansa dayalı araçlarla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Ardıç, “Teşvik, işletmeyi geçici olarak ayakta tutan bir yardım değil; onu küresel rekabete hazırlayan, teknolojik ilerlemeye zorlayan ve sonuç üreten bir sanayi politikası olmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Nefes verirken yönü de kurmalıyız”
Sanayicilerin yüksek finansman maliyetleri, uzun tahsilat vadeleri ve daralan taleple mücadele ettiğini belirten Ardıç, mevcut koşullarda sanayicilere geçici bir nefes alanı oluşturulmasının yanı sıra geleceğe dönük seçici bir destek mekanizmasının da kurulması gerektiğini söyledi.
Firmaların büyüme aşamasında desteklerden yararlanırken ölçek kazandıklarında desteklerin sona ermesinin önemli bir sorun oluşturduğunu ifade eden Ardıç, büyüyen, yatırım yapan ve ihracatını artıran işletmelerin performans ve taahhüt esasına göre desteklenmeye devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Ardıç, bu yaklaşımı “Önce nefes sonra yön değil; nefes verirken yönü de kurmalıyız” sözleriyle özetledi.
Enflasyonla mücadelede sanayi dengesi çağrısı
Türkiye’de 2023 yılının ortasından bu yana uygulanan sıkı para politikası ağırlıklı dezenflasyon programını değerlendiren Ardıç, yıllık enflasyonun Mayıs 2024’te yüzde 75 seviyesinden yüzde 30’lar düzeyine gerilemesinin önemli bir kazanım olduğunu belirtti.
Ancak sanayicinin bu süreçte ciddi maliyet baskılarıyla karşı karşıya kaldığını ifade eden Ardıç, mal enflasyonu ile hizmet enflasyonu arasındaki farkın sanayi işletmelerinin maliyetlerini artırdığını söyledi.
“Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz” diyen Ardıç, kira, lojistik, sigorta ve danışmanlık gibi hizmet kalemlerinin doğrudan sanayi işletmelerinin maliyet yapısında yer aldığını vurguladı.
Ardıç, dezenflasyon programının yalnızca para politikası üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek kamu harcamaları, vergi politikası, yönetilen fiyatlar ve beklenti yönetiminin para politikasıyla eş güdüm içerisinde uygulanması gerektiğini söyledi.
Sanayicinin faaliyet kârının yüzde 87’si finansmana gidiyor
Sanayinin mevcut durumunu ortaya koyan verileri de değerlendiren Ardıç, haziran ayı verilerinin imalat sanayisindeki zayıflığın devam ettiğini gösterdiğini belirtti.
İmalat sanayi üretiminin yüzde 1,5 gerilediğine, sermaye malı üretiminin ise yıllık yüzde 4,8 düştüğüne dikkat çeken Ardıç, bunun yalnızca bugünkü üretim açısından değil, gelecekteki üretim kapasitesi açısından da önemli bir risk oluşturduğunu söyledi.
İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçlarına da değinen Ardıç, üretimden satışlarda nominal olarak yüzde 25,7 artış yaşanmasına rağmen reel büyümenin binde 2 ile sınırlı kaldığını ifade etti.
Finansman maliyetlerinin sanayiciler üzerindeki yükünü rakamlarla ortaya koyan Ardıç, finansman giderlerinin yüzde 45 artarak 138 milyar liraya ulaştığını ve faaliyet kârının yüzde 87’sini tükettiğini belirtti.
“Sanayicimiz, faaliyetinden kazandığı her 100 liranın 87 lirasını finansman giderine ayırmak zorunda kalmıştır. Aynı oran İlk 500’de 85’tir. Yani yük, ölçek küçüldükçe hafiflemiyor” dedi.
Ardıç, sanayide yaşanan mevcut durumu “sessiz bir güç kaybı” olarak tanımlayarak, üretimin devam etmesine rağmen yatırım kapasitesi, verimlilik ve rekabet gücünün zaman içerisinde aşındığına dikkat çekti.
“Türkiye üretim ekonomisinden uzaklaşıyor mu?”
ASO Başkanı Seyit Ardıç, konuşmasının en önemli başlıklarından birini sanayisizleşme riski oluşturdu.
Sanayisizleşme uyarısını ilk kez Eylül 2024’te ASO Meclis kürsüsünden gündeme getirdiğini hatırlatan Ardıç, Türkiye’nin sanayisinin milli gelir içerisindeki payında son dönemde yaşanan düşüşün dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Sanayinin milli gelir içerisindeki payının 2016 yılının ilk çeyreğinde yüzde 19,6 olduğunu, 2023 yılında yüzde 22,8’e yükseldiğini ancak 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 17,7’ye gerilediğini belirten Ardıç, özellikle 2023 sonrasında yaşanan 5,1 puanlık düşüşün sanayisizleşme riskini güçlendirdiğini ifade etti.
İstihdam tarafındaki değişime de dikkat çeken Ardıç, 2009 yılında her 100 ücretli çalışanın 36’sının sanayide istihdam edildiğini, bugün bu oranın 30’un altına indiğini söyledi.
Ardıç, sanayinin istihdamdaki payının azalmasının tek başına olumsuz değerlendirilemeyeceğini ancak bu azalmanın yüksek teknoloji, verimlilik, katma değer ve nitelikli iş gücü artışıyla desteklenmemesi halinde erken sanayisizleşme riskinin ortaya çıkacağını belirtti.
İhracatçı firma sayısı bir yılda yüzde 18 azaldı
Ankara sanayisinin ihracat kapasitesindeki değişimi de değerlendiren Ardıç, ASO kayıtlarına göre 2024 yılında yaklaşık 3 bin olan ihracatçı firma sayısının 2025 yılında 2 bin 494’e gerilediğini açıkladı.
Bunun yaklaşık yüzde 18’lik bir düşüş anlamına geldiğini belirten Ardıç, ihracatçı firma kaybının yalnızca yeni ihracatçıların sisteme girememesiyle sınırlı olmadığını, dört yıl boyunca kesintisiz ihracat gerçekleştirmiş 101 firmanın da ihracatçı statüsünü kaybettiğini söyledi.
Ardıç, bu gelişmelerin Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesi açısından önemli bir uyarı olduğunu belirterek, gerekli politika değişikliklerinin yapılmaması halinde sanayiden uzaklaşmanın kalkınma modeli açısından ciddi risk oluşturacağını ifade etti.
Ankara’da “sanayi paradoksu” yaşanıyor
ASO tarafından hazırlanan “Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu” çalışmasına da değinen Ardıç, Ankara’nın Türkiye genelinden bazı önemli göstergelerde olumlu ayrıştığını söyledi.
Ankara’da imalat sanayi istihdamının 2022’den bu yana yüzde 6,4 arttığını belirten Ardıç, Türkiye genelinde aynı dönemde imalat istihdamının yüzde 5 gerilediğini ifade etti.
Ankara’nın 2026 yılının ilk yedi ayında ihracat artış hızının Türkiye ortalamasının 5,7 katına ulaştığını aktaran Ardıç, özellikle savunma ve havacılık, elektronik ve optik, makine ve teçhizat, yazılım, ileri mühendislik ve sistem entegrasyonu alanlarında sanayi derinleşmesinin sürdüğünü belirtti.
Ancak Ankara’nın geleneksel üretim alanlarında da baskı bulunduğunu ifade eden Ardıç, bu durumu “Ankara Paradoksu” olarak tanımladı.
Ardıç, Ankara’nın bir taraftan yüksek teknoloji ve bilgi yoğun sektörlerde yeniden sanayileşirken diğer taraftan geleneksel ve kırılgan üretim alanlarında sanayisizleşme baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.
NATO’nun yeni tedarik düzeni Ankara için fırsat
ASO Başkanı Ardıç’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de NATO’nun yeni savunma tedarik düzeni oldu.
NATO Ankara Zirvesi’nin savunma üretimi, teknolojik kapasite, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve sanayi iş birlikleri açısından yeni bir dönem başlattığını belirten Ardıç, Ankara sanayisinin bu süreçten önemli fırsatlar elde edebileceğini ifade etti.
Yeni dönemde yalnızca bir ürüne veya fabrikaya sahip olmanın yeterli olmayacağını belirten Ardıç, üretim kapasitesinin belgelenebilir, uluslararası sistemlerde görünür ve gerektiğinde hızlı biçimde dönüştürülebilir olmasının stratejik önem taşıdığını söyledi.
Ardıç, “Görünür olmak sipariş almak değildir. Belge, rekabette elenmemenin koşuludur; ama işi almanın garantisi değildir” ifadelerini kullandı.
ASO’nun Ankara sanayisini NATO’nun yeni tedarik sistemine hazırlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yürüteceğini belirten Ardıç; firmaların hazırlık seviyelerinin tespit edilmesi, kapasite raporlarından yararlanılarak uluslararası sistemlerde aranabilir bir kabiliyet envanteri oluşturulması, kodlama ve teknik dosya eğitimleri ile test ve belgelendirme süreçlerinin desteklenmesi yönünde çalışmalar yapılacağını açıkladı.
Hedef: Yan sanayiden ürün ve teknoloji sahibi şirketlere
Ankara’daki KOBİ’lerin büyük savunma sanayii kuruluşlarının tedarik zincirlerinde önemli üretim kabiliyetleri geliştirdiğini belirten Ardıç, bundan sonraki hedefin bu firmaların kendi ürün ve teknolojilerini geliştirmesi olması gerektiğini söyledi.
Ardıç, “Bugünün güçlü yan sanayi firmalarından yarının ürün sahibi, teknoloji geliştiren ve uluslararası pazarlarda doğrudan rekabet edebilen şirketlerini çıkarmalıyız” dedi.
Ana sanayi kuruluşlarına üretim yapmanın nihai hedef olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ardıç, yan sanayinin elde ettiği bilgi ve deneyimi tasarım kabiliyeti, teknoloji geliştirme ve özgün ürün üretimine dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.
Ankara’nın sanayi gücü stratejik avantaja dönüşebilir
Ankara’nın savunma sanayii, üniversiteler, mühendislik altyapısı ve sanayi kuruluşları bakımından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olduğunu belirten Ardıç, güvenlik kapasitesi ile sanayi gücünün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
Güçlü bir savunma sanayisinin üretim kabiliyeti, teknoloji, finansman ve nitelikli insan kaynağının birlikte geliştirilmesiyle mümkün olabileceğini söyleyen Ardıç, Ankara’nın bu dört unsuru aynı ekosistemde buluşturabilen önemli merkezlerden biri olduğunu belirtti.
Ardıç, Ankara’nın Türkiye’nin jeopolitik önemini ekonomik ve teknolojik üstünlüğe dönüştürme sürecinde daha etkin bir rol üstlenmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.
ENR 2026 listesinde Ankara’dan 22 firma
ASO Başkanı Ardıç, konuşmasında Türk müteahhitlik sektörünün uluslararası başarısına da değindi.
“Dünyanın En Büyük 250 Müteahhitlik Firması”nın yer aldığı ENR 2026 listesinde Türkiye’den yer alan firma sayısının 45’ten 48’e yükseldiğini belirten Ardıç, bu firmaların 22’sinin Ankara merkezli olduğunu söyledi.
Kolin İnşaat’ın listede 129’uncu sıradan 101’inci sıraya yükseldiğini, Onur Taahhüt’ün ise 166’ncı sıradan 161’inci sıraya çıktığını belirten Ardıç, Türk müteahhitlik sektörünün yurt dışındaki gücünü artırmaya devam ettiğini ifade etti.
Ardıç’tan 30 Ağustos mesajı
Toplantının 26 Ağustos tarihinde, Malazgirt Zaferi ve Büyük Taarruz’un başlangıcının yıl dönümünde gerçekleştirilmesine de değinen Ardıç, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünü kutladı.
Ardıç, Malazgirt Zaferi ile Büyük Taarruz arasında kurduğu tarihsel bağ üzerinden, Türk milletinin en zor şartlarda dahi inancını ve kararlılığını koruyarak hedeflerine ulaşma iradesine dikkat çekti.
Konuşmasının sonunda 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlayan Ardıç, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanları rahmet, saygı ve minnetle andı.
Sanayinin gündemi: Fiyat istikrarı kadar üretim istikrarı da önemli
ASO Ağustos Ayı Meclis Toplantısı’nda verilen mesajlar, Türkiye sanayisinin yalnızca mevcut ekonomik koşullarla değil, gelecekteki üretim kapasitesi ve küresel rekabet gücü açısından da önemli bir eşikten geçtiğini ortaya koydu.
ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın değerlendirmelerinde öne çıkan temel mesaj ise enflasyonla mücadelenin üretim kapasitesini zayıflatmadan yürütülmesi, teşviklerin stratejik sektörlere ve performans gösteren firmalara yönlendirilmesi, finansman yükünün azaltılması ve sanayinin yüksek teknolojiye dayalı dönüşümünün hızlandırılması oldu.
Ardıç’ın ifadeleriyle, Türkiye açısından önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca fiyat istikrarının nasıl sağlanacağı değil; bu süreçte üretim istikrarının, yatırım kapasitesinin ve sanayinin küresel rekabet gücünün nasıl korunacağı olacak.
Kaynak: Sanayi Haber Ajansı
AnkaraSanayiOdası, SanayiÜretimi, TürkSanayisi
SAVUNMA GAZETESİ